ZORLAŞAN DÜĞÜNLER, KOLAY BİTEN EVLİLİKLER

kolay-biten-evlilikler
Genç bir erkek, kafasındaki evlenme teklifini şöyle dile getirmiş: “Al şu yüzüğü, yarın gel başla!..

Her şey bu kadar kolay olsaydı ne iyi olurdu. Maalesef bu kadar kolay olmayan evlilikler, olması gerekenden çok daha zor olabiliyor.
Yaşlı bir amca nasıl evlendiğini anlatırken: “Karımı nikahta gördüm. Şimdiki gibi zor değildi evlilikler.

O zamanlar kimse bu kadar eşya, altın istemezdi. Bir bilezik, bir fistanla aldım karımı” diyordu.

3-5 yıl flört eden gençlerin düğünü için, aileleri ömür boyu yaptıkları birikimi harcıyorlar. Sonra bir kaç yıl sürmeden, pek çok çift boşanmaya karar veriyorlar. Flört adlı haramla geçen yıllara mı yanarsın, davetiyesi, nikah şekeri, salonu derken, lüzumsuz yapılan onca masrafa mı yanarsın…

Bir düğün yemeği, kadınlar arası makul ölçülerde bir kına gecesi ile düğün yapılabilecekken; İki gencin evlenmesi aylarca süren sancılara dönüşüyor. Hele o ev dizmeler yok mu? Tam tekmil evlere gelin gitmeli kızlar. Kapının süsü, damacanın örtüsü dahi unutulmamalı!
Tam müteşekkil bir eve gelin gideceksin de, daha sonra neyin hayalini kuracaksın diye soran yok!

Annelerin düğün öncesi kızlarına verdiği öğütler akla ziyan. “Koparabildiğin kadar kopar. Ne alabilirsen al. Kız alıyorlar kolay mı?”…Yangından mal kaçırıyor sanki. Sanki düşman evine yıkıma gidiyor!

Düğünler, mutlu bir yuvaya, hayırlı bir nesle başlangıç olması için bir duyuru niteliği taşımalıyken, “El ne der?” kaygılarının ve “El alem düğün görsün!” çabalarının göstergesi haline geldi.

Söz tepsisi, nişan sepeti, düğün arabası, çikolata en pahalısından, çiçek en kocamanından, söz elbisesi, nişan elbisesi derken masraflar katlanıyor. Düğünde elbise giymek zaten olacak iş değil! Kiralık gelinlik asla olmaz. Ucuzundan olsa? O da kızımızın şanına yakışmaz! Köşesi güllü, boncuklu davetiyeler, her biri dünyanın parası nikah şekerleri, bilmem kaç katlı pastalar…say say bitmez…
Müslümanların bile sakınca görmediği; kadınlı-erkekli, çalgılı çengili düğünlere şimdilik hiç girmeyelim…

Düğün bitip herkes evine çekilince, arkada kalan; huzurlu bir yuvanın başlangıcından ziyade, yıllar boyu ödenecek faturalar, taksitler oluyor. Bu kadar borcu tek aile üstlenemeyince, borçların çoğu gelin ve damatın üzerine kalıyor. Bir yığın faturanın üzerine bina edilmiş evliliklerde ne cicim ayı, ne cicim haftası yaşanamıyor maalesef. Genç çiftler, birbirlerinin yüzüne bakınca muhabbeti değil, taksitleri düşünüyorlar. Sonra başlasın, huzursuzluk, tartışmalar…

Vakti zamanında alt komşumun evinden tartışma sesleri gelirdi. Bir gün bana sıkıntılarından bahsedip; İki yıldır düğün borçlarını ödediklerini ve hala bitiremediklerini, ailenin bütün borcu üzerlerine yıktıklarını, bir gün doğru düzgün huzurla oturamadıklarını anlatmıştı…

Ne olurdu gümüşlüğü olmasaydı, perde koltuğa, halı yolluğa uymasaydı ne olurdu? İlk zamanlar iki kanepeyle idare etseler, koltuk takımı sonraya kalsa ne kaybederlerdi? Son çıkan, mutfak masası olmasa, yer sofrasında ağız tadıyla yemeklerini yeseler ne olurdu?

Gençler kendilerini haramdan koruyacak, dinlerinin yarısını tamamlayacak evliliği niye kara kara düşünüp dert etsin ki? Çok daha az masrafla, yorulmadan, aylarca sıkıntıya girmeden evlilik yapılamaz mı? Derdimiz gençlerimizin yuva kurması, haramdan korunması, helal dairesi içine girmesiyse neden hem onları, hem kendimizi bunca sıkıntıya sokuyoruz?

Her şeyi tam olsun, hiç bir eksik kalmasın diye uğraşırken, gençlerin evlilik çağları geçiyor, evlilik geciktikçe harama düşmeleri, flörtlerle oyalanmaları kolaylaşıyor.
Eskiden evlilikler daha kolay ve masrafsız, fakat temelleri daha sağlam ve dayanıklı olurdu. Boşanma kelimesini dahi kullanmaya imtina ederdi büyüklerimiz.
Şimdi iki gencin evlenmesi yıllar sürüyor. Ama boşanmak bir celsede…

Özellikle genç kızlara ve annelerine çok iş düşüyor. İslamda mehir vardır ve haktır. Fakat bu meblağ erkek tarafının bütçesini aşacak ve evlilik sonrası sıkıntıya sokacak şekilde olmamalıdır.
Evlilik sonrası, çiftin kendi imkanlarıyla aldığı her bir eşyanın sevinci bambaşkadır. huzur verenin eşya olmadığını, borçsuz yaşamanın en büyük zenginlik olduğunu anlatalım gençlerimize.
Ahiret azığı toplamak için geldiğimiz dünyada, ahiretimizi geçici dünya için harcamayalım.

Rabbimiz; Eşinin yüzüne bakınca huzur veren, önceliği dünya, mal mülk olmayan, sadece Allah’ın rızası, haramlardan korunmak ve hayırlı bir nesil yetiştirmek için evlilik yapan gençlerin ve onlara bu konuda destek olup anlayış gösteren ailelerin sayısını artırsın. Amin)
“Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır. (Rum:21)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir