nefes almak mıdır ki Yaşamak

Allahım+seni+bulan..
Hiçbir şey dünü getiremez. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Hiçbir şey yaşadığın anı tekrar geri getiremez. Hiçbir şey…
ALLAH nasip ettiği müddetçe yaşarız bu dünyada. Alırız nasibimizi nefes nefes ve çıkar gideriz. Bazılarının nasibi bir nefes, bazılarının yıllar, on yıllar, otuz, kırk, elli, atmış yıllar… Yüzü geçen çok az.
Hayatın içinde hayatı anlamaya çalışır insan. Öğrenir…
Bazen naz ve bazen niyaz içinde gider insan. Öğrenir hayatın gayesini. Anlar ki, yoktur O’ndan başka dostu, yoktur O’ndan başka yakını, yâreni. Anlar ki, sayılıdır nefesleri. Anlar ki, nasipledir gelmek, nasipledir gitmek. Yaşamak, O’nunla olunca güzeldir. O’nun adına olunca güzeldir.
Yaşamak nedir ki? Sadece nefes almak mıdır ki? Yaşamak, gelip gitmek midir ki? Yolun sonuna gelince durmak mıdır ki? Sanılmasın kolaydır diye nefes almak, nefes vermek. Yaşamak kolaydır diye sanılmasın. Bir nefes için Kafkasya’dan bir rüzgâr kopar gelir de, bir burnun, bir dudağın, bir ağzın önünde durur. Alıp koklasın diye, içine alsın diye.
Yok, yok… Kolay değildir yaşamak. Kolay değildir yaşatmak insanı. Ayağının altına titremeyen, sallanmayan bir zemini koymak kolay değildir. Kolay değildir her sabah şaşmaz ve dakik ölçüler içerisinde güneşi getirmek gözlerinin önüne. Kolay değildir mevsimleri getirmek, mevsimler dolusu rızıkları önüne sermek… Bir büyük sofra hazırlamak… Göze ayrı, kulağa ayrı, burna ayrı, mideye ayrı, ayağa ayrı, saça, başa ayrı. Her şeye, neyi yaratmışsa her şeye, her birine ayrı bir sofra sermek, ihtiyacını gidermek, memnun ve müteşekkir olarak o misafiri ağırlamak, o sofrada başköşeye oturtmak, her şeyi istifadesine vermek kolay değildir.
Bütün gözünün iliştiği eşyayı, kâinatı ve içindekileri bir insanın emrine vermek, ihtiyacına koşturmak, arzularının önüne koymak kolay değildir.
Kolaydır Yaratan’a. Kolaydır O’nun emriyle, her şeyin “Kün!” emriyle olması. Farkına vardığında bir gün insan, gözleri tomurcuklanır. Sayamadığı bu nimetlerin karşısında bir gözyaşı seline kapılır, hıçkırığa tutulur. Kalıverir orda, olduğu yerde. Bir namazda, bir secdede. Uzatır “Sübhane Rabbiye’l Âlâ”larını… Üç, beş, yedi… Alamaz başını secdeden. Rahman olan Rabbiyle konuşmaktan. Şaşkındır, bîtaptır, bitiktir, yitiktir. Hiçbir şey kendisinin değildir. Bilir. Hisseder. Görür.
Ve der ki:
“Ben bittim yâ Rab!”
İşte tam burasıdır. Tam her şeyin koptuğu ve bittiği yer, burasıdır. “Bittim” dediği yerde, “Yettim” gelir, yetişir. Gözyaşlarına, hıçkırıklarına cevap gelir.
Anlar hayatın gayesini ki, Rabbi ona ne kadar yakındır da, o O’ndan habersiz yaşamıştır. Hicab içinde utanır, sıkılır. Hangi kapıları çalmıştır, kimlerle neler konuşmuştur… Şöyle bir geçirir gözünün önünden de, utanır, sıkılır. Konuşması gerekenle, kapısını çalmasını gerekenle konuşamadığı, huzuruna çıkamadığı, O’nunla konuşmakta geç kaldığı için af diler, özür diler Rabbinden.
Anlatırlar ki, bir gün, Hz. Musa (as) münacatında Rabbimize buyurur ve der ki:
“Yâ Rab! Sana yakın olmak istiyorum. Sana yakın olmak için ne yapmam gerekir?”
Rabbimiz buyurur ki:
“Bana yakın olmak için, Bende olmayan bir şeyle gelmen lâzım.”
“Nedir yâ Rabbi?” deyince Hz. Musa (as), Rabbimiz: “Zillet” der.
Yani acz ve fakr içinde, Azîz olan ALLAH’ın (cc) karşısında, bir su damlasından yaratılmış olan hakir halini, Rabbinin yarattığı her şeye muhtaç oluşunu, güneşi olmasa göremeyeceğini, rüzgârı ve havası olmasa bir nefes alamayacağını, ayaklarının altındaki zemin sekinet içinde ve sükûnet halinde tutulmasa yürüyemeyeceğini, ellerine dokunma duygusu verilmese tutamayacağını, tartamayacağını, yoklayamayacağını, eşyanın ne olduğunu ayırt edemeyeceğini, aklına, hafızasına hatırlanma bilgisi verilmese, anma duygusu getirilmese kalbine, yüzlerce, binlerce duygu takılmasa lâtifelerine, yaşayamayacağını…
Sadece midesinin ihtiyacı ve duâsına sayamayacağı kadar çok nimetlerle cevap verildiğini düşünse insan. Ve insan, bütün nimetlere karşı dilini kımıldatıp bir küçük şükür ve teşekkürle, lâyıkıyla hamd borcunu yerine getiremeyeceğini anlamasıyla insan olur. Boynunu büker, Rabbinin huzurunda haddini bilir, hakkını bilir, yerini bilir.
Bunun dışındaki her kıpırdanış, Rahmanî yoldan başka yollara sokar, şeytanî ve nefsanî çıkmazlara sokar insanı. Kaçalım ki, çekelim ki ayağımızı, varmasın yanlışlara. Aczin ve fakrın olgunlaştırdığı bir kul olalım. Bir kul olup, huzuruna varalım, dergâhında yanalım. Hamlıktan kurtulup pişelim, olalım.
“ALLAH… Rabbim ALLAH… Rabbim ALLAH…”
Dilden değil, gönülden öteye bir duyguyla diyelim de, hücre hücre söyleyelim de rahatlayalım. Yıllar süren bu hasreti bir kelimede dindirelim. Duyuralım sesimizi. Duyuralım. Yaşadığımızı haykıralım. Varlığın ve kâinatın sesini, varlığın ve kâinatın sahibine hayran, çok ama bir o kadar da iştiyakla, “ALLAH, Rabbim” diyerek duyuralım.
Kurtulalım. Korkulardan kurtulalım. Ümidine sarılalım. Duâ musluğuna yapışalım huzurunda zillet içinde…
Ey azizlerin azizi olan ALLAH’ım!
Kapına geldik, divanına durduk. Huzurunda hakir ve fakir bir kul olduğumuzu bildik. Affeyle, mağfiret eyle. Seni uzaklarda aradık. Seni yanlış yerlerde aradık. Nefsim girdi araya. Araya girenleri çıkaramadım. Çok uzaklarda kaldım. Uzaklarda kaldığım yıllar için Senden af diliyorum yâ Rab…
Dönüşümüz Sanadır. Dönüşümüzü mübarek eyle. Tövbelerimizi kabul eyle. Niyetlerimizle beraber, amellerimizi kabul eyle. Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) hürmetine kabul eyle yâ Rab…
Bizden önce gidenlere, bu yoldan geçenlere, ahirette çoktan yer bulanlara, ahbaplara, kardeşlere, evlâtlara selâm ve rahmet duâları olsun.
ALLAH’ım, yolculuğuna çıkmadan önce ağırlıklarımızı dünyada bırakmayı, günahlarımızdan arınmayı, bunları yük olarak taşımayı değil, burada bırakmayı nasip eyle yâ Rab… Kurtar bizi hayatın günah yüklerinden, böyle ağırlıklarından. Geride kalsın hepsi. Buhar olup uçalım. Huzuruna, arınmış, yıkanmış, temizlenmiş ve affedilmiş olarak gelelim yâ Rab…
Dil Senin, dudak Senin. Söyleten Sen, dilimden dökülen sözlere anlam ve hayat veren de Sensin. Her şey Senden. Yanlışlar varsa bizden, bizim acizliğimizden.
Sübhansın. Her türlü kusurdan münezzehsin.
Sensiz olmuyor yâ Rab…
Sensiz yaşanmıyor yâ Rab…
Yaşamıyor gibi, yaşamıyor gibi yaşamak, yaşamak değil yâ Rab…
Hayatı hayatının sahibiyle yaşamamak, hayatı zehir ediyor yâ Rab…
Sensiz yaşayamadığımız her sabah için ah ediyor; hayatımıza anlam kattığın her sabah için hamd ediyoruz ki, bize bu anlamlı sabahı nasip ettin. Sana hamd ü senalar olsun yâ Rab… Hamd ü senalar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir