Ne Kadar Namaz Kılacağız – İslami Sohbet

Ya ne zaman öleceğiz?


Allah bilir.


Bir saat sonra mı, bugün mü, yarın mı, bir yıl sonra mı, on yıl sonra mı, yoksa kırk yıl sonra mı?


Kimse bir saat ve* tarih veremez, değil mi?


Diyelim ki, on yaşında namaza başladık. Şimdi on iki yaşmdayız. İki yıl namaz kıldık, şu anda üzerimizde o kıldığımız namazların ağırlığını taşıyor muyuz?


Tabiî ki, hayır. Ağırlığını değil, sevincini taşıyoruz. Çünkü zamanında çok zevkli bir iş yaptık, şimdi onun sevinci kaldı.


Demek ki, daha önce kıldığımız namazların üzerimizde hiçbir ağırlığı yoktur.


Daha ne kadar namaz kılacağız?


Bir vakit mi, beş vakit mi, elli vakit mi?


Yoksa bir yıl mı, on yıl mı, kırk yıl mı?


Bu soru ne zaman öleceğiz gibi bir soruya benziyor.


Kimse kesin bir cevap veremez.


Her saniye ve saatte ölme ihtimali var.


Öyle ise kaç vakit namaz kılacağız?


Bir vakit, değil mi? O da şu anda vakti giren namaz.


Diyelim ki, öğle namazı olsun.


Bu vakti kılınca, ondan sonrakini kılma konusunda bir garantimiz yoktur.


Kendimizi ömrümüzün sonuna kadar namaz kılmak üzere değil de, “sadece bir vakit namaz kılacağım,” diye ayarlarsak, bıkkınlık duymaya, usanmaya, sıkılmaya hiç gerek kalmaz.


Bir günde ne yaparız?


Üç öğün yemek yeriz. En az on defa su içeriz Dakikada yirmi defa nefes alıp veririz. Dakikada on defa gözümüzü açar kaparız. Sekiz dokuz, saat uyuruz. Saatlerce konuşabiliriz. Otuz kırk defa oturur kalkarız. Kırk elli defa güleriz. Daha neler yaparız neler?


Bunların hiçbirinden usanmayız, bıkmayız, yorulmayız. Neden?


Çünkü bunların hepsi birer ihtiyaç. Yaşıyorsak, bunların hepsini yapmamız gerekir.


Diğer taraftan sadece mideden, ağızdan, dilden, gözden, elden, ayaktan ibaret bir varlık da değiliz. Kuru bir beden hiç değiliz.


Ayrıca bir kedi de değiliz ki, karnımız doyunca hemen bir köşeye kıvranıp yatalım?


Duygularımız var, kalbimiz, ruhumuz, aklımız, manevî yönlerimiz de var. Bunlar bizi diğer canlılardan ayıran özelliklerimiz…


Midemizin yemeğe ihtiyacı olduğu gibi, kalbimizin, ruhumuzun, aklımızın da gıdaya ihtiyacı var. Onları da aç bırakamayız, doyurmamız lâzım. Kalbimize ne verelim?


Köfte versek alır mı?


Aklımıza ne yedirelim? Baklava versek yer mi? Ruhumuzu neyle besleyelim? Çikolata versek ister mi? Hayır, hiçbirisi olmaz…


Bazen olur, canımız sıkılır, patlayacak hale geliriz. Bazen olur, kalbimiz daralır, çatlayacak duruma geliriz


Bazen olur, aklımız karışır, dünya dar gelir.


Ne yapsak geçmez, ne etsek rahatlamayız.


Canımız kimin, bizim mi?


Hayır Onun.


Kalbimiz kimin, bizim mi?


Hayır Onun.


Aklımız kimin, bizim mi?


Hayır Onun.


Öyle ise ne yapmalıyız?


Yapılacak tek bir şey var. Ezan da­veti gelir gelmez, hemen gidip gü­zel bir abdest al­mak, namaz kapısı­nı çalmak, Onun huzuruna varmak­tır.


Bizi yoktan var eden, yaşatan, bes­leyen, büyüten gü­zel Rabbimize yö­nelmeliyiz.


Onun önünde ayakta durmalı, Onun karşısında eğilmeli, Onun bü­yüklüğü karşısında secdeye varmalı. Her şeyi, ama her şeyi Ondan istemeliyiz.


O bizi görüyor, O bizi biliyor, O bizi tanıyor, O bizi seviyor, O bizi yaşatıyor.


O zaman bakın, hiçbir açlık kalmaz. Bütün sıkıntılar gider, yerini lezzete bırakır.


Bütün darlıklar gider, yerini feraha bırakır. Kalbimiz doyar, ruhumuz doyar, aklımız doyar.


Oh be! Dünya varmış…


(Yirtnibirinci Söz’den)namaz kılmak


Mehmet Paksu

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir