Gıybet Hakkında İslami Sohbet

gıybet

“İnsan öldürmek dinde haram olduğu gibi, bir adamın arkasından gıybetini yapmak da haram­dır.”

Bir kimsenin arkasından, söylenenleri işittiği takdirde gü­­ceneceği bir ayıp ve kusurunu başkalarına lisanen anmak veya göz veya el ile işaret ederek veya herhangi bir surette anlatmak veya ayıplamak gıybettir.

* * *

“Dedim: ‘Ya Cebrail bunlar kimlerdir?’ Dedi: ‘Bunlar üm­metinden, lemmazlar yani gıybetçilerdir.”
* * *

“Bir kimse birisi hakkında, ‘Fulanın elbisesi uzun­dur veyahut kısadır’ dese, libas sahibi o sözden gücenecekse o söz gıybet olur.

* * *

Resul-ü Ekrem (a.s.m.) buyurmuşlar ki: “Onda olan çir­ki­ni andın.”

Yani dostlarına dünya işlerinde yardım etmekten cimri­lik edersin, sevmediğin kimselere ise arkalarından gıybet etmekle uhrevî amellerinin sevaplarını o gıybet ettiğin kim­se­lere verirsin.
* * *

Bunun üzerine Hasan-ı Basrî, gıybet eden kimseye bir tabak dolusu hurma hediye göndermiş, onu böylece ikram et­miş ve demiş ki:

“Sen bana hasenatından, sevaplarından ikram etmişsin. Bu ikramına karşı ben layıkı vechiyle mukabelede buluna­ma­yacağım, mazur görünüz.”

Bir kimse başka birini gıybet ederse, gıybet olunan kim­seye gıybet eden kimsenin sevapları Cenab-ı Hak tarafından verilir.

* * *
“Kıyamet gü­nün­de herkesin amel defteri eline verilirken bir kısım kim­seler görür ki, defterinde işlemediği amellerin sevapları var. Der ki: ‘Ya Rab bunlar nereden gelmiş?’ Buyu­ru­lur ki: ‘Bunlar se­nin haberin yokken insanların seni gıybet etmeleri sebebiy­le verilmiştir.”

* * *

“Onlara haber ver, onlar katıklandılar.”
Selman-ı Farisî gelerek Hazret-i Peygamber Efendimizin bu sözünü tebliğ etti. Cemaat Selman-ı Farisî’ye dedi ki:
Cemaat bunun üzerine huzur-u saadete geldiler. Hazret-i Resul onlara ferman etti ki:

Sonra da Sûre-i Hucurat’ın 12. âyet-i celilesini cemaata oku­­dular. Meal-i âlisi şudur ki:

“Ey mü’minler, zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zan­nın bir kısmı büyük günahtır. Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın; birbirinizi gıybet de etmeyin. Siz­den biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksinirsiniz. Öyleyse Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah tevbeleri kabul edici ve çok merhamet edicidir.”

“Kardeşiniz uyurken söylediğiniz şeyler size katık oldu.”

Selman-ı Farisî, “Peygamber Efendimiz size yalan söyle­medi” dedi.

“Biz henüz bir şey yemedik.”

Selman, Hazret-i Peygambere gitti. Cemaatin bu arzu­su­nu söyleyince, Hazret-i Peygamber Efendimiz buyurdular ki:

Sonra Selman’a, “Hazret-i Peygamber Efendimize (a.s.m.) git, bizim için biraz yemek iste” dediler.

“Yemek hazır, Selman çadırlara girmek istemiyor” dedi­ler.

Bir seferde bir kısım zâtlarla birlikte Selman-ı Farisî de var­dı. O cemaatte Hazret-i Ömer de mevcuttu. Cemaat bir yer­­de konakladı. Yemeklerini hazırladılar. Cemaatten bazı­ları:

Suddi Radıyallahu Anh buyurdu ki:

Ashab-ı Kiramdan Ebu Ümame demiş:

Hasan-ı Basrî Hazretlerine bir kimse, “Seni filan adam gıy­bet etti” demiş.

“Yalancı dünyanı dostlarına vermekten buhledersin, âhi­retini de sevmediğin düşmanına bahşiş çekmede cömert­lik edersin. Ancak ne buhlünde özür sahibisin, ne de bu cö­mert­likte makbulsün.”

İbrahim bin Ethem Hazretleri buyurur ki:
* * *

Hazret-i Aişe validemiz, “Ya Resulallah, ancak onda olanı söyledim” demiş.

Hazret-i Peygamber (a.s.m.), “Gıybet ettin” buyurmuşlar.

Meramını giderdikten sonra yanlarından ayrıldığında, Hazret-i Aişe (r.anha) kadın hakkında, “Ne acep kısa kadın­mış” demiş.

Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizin huzur-u saadetlerine kısa boylu bir kadın gelmiş.

Fakih Ebu’l-Leys (r.h.) Tenbihu’l-Gafilin adlı kitabında de­miş ki:

Bir kimsenin şahsı veya eşyasından bir şey hakkında mev­cut bir kusuru o kimsenin gıyabında ayıp ve kusur sa­ya­rak, başkalarına sayıp dökmek gıybet olur.

“Semaya isra olunduğum gece, yani Miraç gecesi bir kav­me uğradım. Yanlarında et kesilir, sonra eti yutarlar. Sonra onlara denilir: ‘Yeyiniz kardeşinizin etinden, yediği­nizi yiyiniz.’

Ebu Said-i Hudrî’ye (r.a.) Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Ves­selâm buyurmuşlar ki:

Gıybet ve çekiştirme bir afet-i lisaniyedir ki, insanlar ara­sın­da lâzım olan sevgi, saygı, bağlılık ve yardımlaşma gibi bir takım yüksek meziyetlerin aradan kalkıp, bunların ye­ri­ne buğz, adavet, nifak, zulüm, hıyanet ve düşmana karşı ittifak­sızlık ve bunlara terettüp eden fena neticeleri ortaya çıka­rır ki, bu da esaret ve zillete düşmeyi mucip olur.

Zübeyir Gündüzalp

Babasultan

Aslen Amasya'lı olan yazarımız; 1968 yılında babasının memuriyeti nedeniyle Nevşehir'de dünyaya geldi. Tahsil hayatını çeşitli illerde tamamladı. 1989 yılında Uzman Jandarma olarak T.S.K. saflarına katıldı, yurdun çeşitli yerlerinde 22 sene görev yaptıktan sonra 2011 yılında kendi isteğiyle emekli oldu ve İzmir'e yerleşti. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir