Dini Sohbet – Ölümün bir yüzü vuslattır

Hayatın biricik gerçeği ölüm olsa gerek; çünkü her canlı onunla mutlaka karşılaşacaktır. En umulmadık zamanda ya da beklerken can kapımızı çalacak ve izin almadan içeri girecektir. Ona arsız diyorlar, hiç de öyle değil. O, herkesin can rengine göre gelir; kimine arsızca iner, kimine ipekten bir yatak gibi serer sonsuzluğunu.

Bu dünyada bir nesneye/ Yanar içim, göynür (içten yanar) özüm, Yiğit iken ölenlere/ Gök ekini biçmiş gibi.” (Yunus Emre)
dini-sohbet-girisi
Ölüm bir yok oluş değil; ama hüzün kervanıdır. Bu kervanda sevdiklerimiz var, bu kervan zamanı gelince bizi de götürür.
İnsanların dikkatlerini hep görkemli binalar, saraylar, malikaneler çekmiştir de acaba mezarlıklar dikkati çekmede daha mı geri planda durmaktadır? Mezarlıklar, hece taşları yurdudur. Biliyoruz ki hepimizin bu ülkede bir evi vardır. Şu an evimizin adresi bilinmese de bir gün adresimiz bu taşlara yazılacaktır. Bu taşlara, doğum tarihimizle ölüm tarihimiz arasına hayatımız bir “tire” olarak çizilecektir.

Necip Fazıl böyle diyor, ölüm bir deniz gibi, her şeyi yutmakta ve mekânları atomlaştırmaktadır. Yoksa insan mezarlıklardan seğirterek kendi gerçeğinden mi kaçmaktadır? İnsan, her şeye koşar da kendi gerçeği ile karşılaşınca ondan kaçar. Hakikatin yumuşak eli bile acıtıcıdır.

Ölüm anında yalnız can terk etmeyecektir cesedi, organlarımız da birbirlerine elveda diyeceklerdir; ayaklar ellere, eller gözlere, gözler dile… Elveda kardeşim, uzun yıllar birlikte çektik birbirimizin kahrını, mutluluklarımızı da beraber paylaştık. Artık ayrılma vakti geldi ve bir daha bir araya gelemeyeceğiz; haklarımızı helal edelim birbirimize.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir